Anadolu’nun kültürel belleğinin en rafine ve çok boyutlu ifadelerinden biri olan âşıklık geleneği, Kars ve çevresinde yüzyıllardır canlılığını koruyan; şiir, müzik ve hikâye anlatıcılığını birleştiren senkretik bir sanat dalıdır. Araştırmacıların büyük çoğunluğu, bu sözlü kültür mirasının köklerinin Orta Asya’nın kadim ozan-baksı kültürüne dayandığı ve İslamiyet öncesi dönemdeki dini-sosyal liderler olan kam ve baksıların fonksiyonlarını üstlenen bir devamlılık arz ettiği görüşünde birleşmektedir. Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra tasavvufi düşünceyle harmanlanan bu gelenek, Selçuklu ve Osmanlı sosyal yapısı içerisinde kristalize olarak günümüzdeki formuna ulaşmıştır.
Kars ve Erzurum havzası, Türkiye’de âşık tarzı şiir geleneğinin en yoğun ve saf haliyle yaşandığı stratejik bir bölgedir. Bu derinliğin temelinde Kars’ın bir “serhat şehri” (sınır şehri) olması ve tarih boyunca farklı kültürlerin, dillerin ve inançların kesişme noktasında yer alması yatar. Bölgenin jeopolitik konumu, geleneğin hem çeşitlenmesine hem de dış etkilere karşı bir direnç mekanizması olarak güçlenmesine katkı sağlamıştır. Özellikle Terekeme (Karapapak) boyunun bölgedeki yoğunluğu, geleneğin dil ve müzik yapısında belirleyici bir rol oynayarak “Şenlik Kolu” gibi güçlü ekollerin doğmasına zemin hazırlamıştır.
Kars’ın bir sınır yurdu olması, gelenek içerisinde “koçaklama” olarak adlandırılan kahramanlık şiirlerinin ve vatanseverlik temalarının merkezileşmesine neden olmuştur. Bir halk lideri olarak kabul edilen Âşık Şenlik‘in, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında söylediği ve “Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana” mısrasıyla ölümsüzleşen “93 Koçaklaması”, bölgedeki milli direnç bilincinin ve serhat kimliğinin sanatsal bir zirvesidir. Geçmişi Dede Korkut hikâyelerine kadar uzanan bu sözlü gelenek, sadece bir sanatsal ifade biçimi değil, aynı zamanda toplumun etik değerlerini ve tarihsel hafızasını kuşaktan kuşağa aktaran köklü bir iletişim mekanizmasıdır.
Sırra Yolculuk: Bade İçme Ritüeli ve Usta-Çırak Eğitim Sistemi
Kars aşıklık geleneğinde bir sanatçının yetişmesi, sadece teknik bir öğrenme süreci değil, aynı zamanda mistik bir “erginlenme” ve disiplinli bir eğitim yolculuğudur. Geleneğin en dikkat çekici başlangıç noktası, birçok büyük aşığın hayatında dönüm noktası olan “bade içme” ve rüya motifidir. Bu inanışa göre, aşık adayı genellikle ıssız bir yerde veya bir türbe yanında uykuya dalar; rüyasında pirlerin, Hızır’ın veya “üçlerin” elinden bir “bade” (manevi bir içecek) içer. Bu ritüel, adayı sıradan bir insandan “Hak âşığı” mertebesine taşıyan ilahi bir ilham kaynağı olarak kabul edilir. Örneğin, geleneğin en büyük temsilcilerinden Murat Çobanoğlu, 1951 yılında gördüğü bir rüyanın ardından bade içerek saz çalıp şiir söylemeye başladığını anlatmıştır. Benzer şekilde Âşık Şenlik de henüz 14 yaşındayken bir dere boyunda uyuyakalmış ve rüyasında bade içerek bu yola girmiştir.
Ancak bu manevi başlangıç, tek başına yeterli değildir; geleneğin sürdürülebilirliği usta-çırak ilişkisi üzerine kurulu köklü bir eğitim sistemine dayanır. Bir aşığın “usta” kabul edilebilmesi için, tecrübeli bir aşığın yanında uzun yıllar çıraklık yapması ve bu sanatın etik ve estetik değerlerini bizzat yaşayarak öğrenmesi şarttır. Çırak, ustasının yanında sadece şiir yazmayı değil; meclis adabını, hikâye anlatma tekniklerini ve halk irfanını öğrenir. Bu süreç, “bilgi, görgü ve tecrübe iletimini sağlayan bir köprü” vazifesi görür.
Bu eğitim sisteminin teknik boyutunda ise ezgi kalıplarının (makamların) öğretilmesi yatar. Çırak, ustasından söz söylemenin teknik inceliklerinin yanı sıra, bu sözlerin hangi melodik yapılara (“makam”) döşeneceğini ve bu birleştirmenin sırlarını öğrenir. Kars geleneğinde bu eğitim süreci bazen 16’dan başlayıp 112 farklı makama kadar yükselebilir. Tarihsel olarak bu eğitimin ana mekânı âşık kahvehaneleri olmuştur; çırak burada ustasını gözlemleyerek binlerce mısralık halk hikâyelerini hafızasına kaydeder ve “usta malı” eserleri icra etme yetkinliği kazanır.
Geleneğin Dev Çınarları: Âşık Şenlik, Murat Çobanoğlu ve Şeref Taşlıova
Kars âşıklık geleneği, yüzyıllar boyunca birçok usta yetiştirmiş olsa da, geleneğin omurgasını oluşturan ve onu yerelden evrensele taşıyan üç dev isim öne çıkmaktadır: Âşık Şenlik, Murat Çobanoğlu ve Şeref Taşlıova. Bu sanatçılar, sadece şiir söyleyen ozanlar değil, aynı zamanda toplumun belleğini koruyan ve gelecek kuşaklara aktaran birer kültür aktörüdür.
Çıldırlı Âşık Şenlik (1850-1913): Sınırın ve Direnişin Sesi Terekeme (Karapapak) boyundan olan Âşık Şenlik, Kars geleneğinde “Şenlik Kolu” olarak bilinen en güçlü âşıklık ekollerinden birinin kurucusudur. 14 yaşında gördüğü bir rüyanın ardından “bade” içerek Hak âşığı mertebesine erişmiş ve usta-çırak ilişkisiyle sanatını olgunlaştırmıştır. Şenlik’i zirveye taşıyan en önemli özelliği, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında sergilediği toplumsal liderliktir. Rus işgaline karşı haykırdığı “Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana” mısrasıyla ölümsüzleşen “93 Koçaklaması”, vatan savunmasının sanatsal bir beyannamesi kabul edilir. Şenlik aynı zamanda Latif Şah, Salman Bey ve Sevdakâr Şah gibi önemli halk hikâyelerini tasnif ederek anlatı geleneğine devasa bir miras bırakmıştır.
Murat Çobanoğlu (1940-2005): Medya ve Gelenek Arasında Bir Köprü Âşık Şenlik’in çırağı Âşık Gülistan’ın oğlu olan Murat Çobanoğlu, geleneğin modern dönemdeki en popüler temsilcisidir. 1951 yılında gördüğü bir rüya ile sanata başlayan Çobanoğlu, özellikle atışma dalındaki hızı, zekası ve kendine özgü sesiyle tanınmıştır. Türkiye genelinde “Kiziroğlu Mustafa Bey” türküsüyle büyük bir şöhret yakalayan sanatçı, 1971 yılında Kars’ta açtığı Çobanoğlu Halk Ozanları Kahvesi ile geleneğin yaşatıldığı ve usta-çırak eğitiminin verildiği sivil bir okul kurmuştur. Radyo ve televizyon programları aracılığıyla âşıklık sanatını kitlelere sevdiren Çobanoğlu, Kars kültürünün ulusal ve uluslararası platformlarda sesi olmuştur.
Şeref Taşlıova (1938-2014): UNESCO “Yaşayan İnsan Hazinesi” Âşık Şenlik’in oğlu Âşık Kasım’ın çırağı olan Şeref Taşlıova, geleneğin akademik ve kurumsal dünyadaki en saygın temsilcisidir. 157’den fazla âşık makamını (havasını) bilen ve devasa bir halk hikâyesi repertuarına sahip olan Taşlıova, 2008 yılında UNESCO tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” ilan edilmiştir. Sanatını sadece icra etmekle kalmamış, halk hikâyelerini tasnif ederek yazılı kültür hazinesine aktarmış ve uluslararası kongrelerde sunduğu bildirilerle geleneğin bilimsel dünyada da yer edinmesini sağlamıştır. Taşlıova’nın hafızasından derlenen 22 halk hikâyesi, Türk kültür mirasının korunmasında kritik bir rol oynamıştır.
Bu üç dev çınar, Kars’ın sosyo-kültürel yapısını sazlarının tellerinde birleştirmiş; Şenlik ile milli direnci, Çobanoğlu ile toplumsal yaygınlığı, Taşlıova ile evrensel korumayı temsil etmişlerdir.
Sözün Sanata Dönüştüğü An: Atışma, Lebdeğmez ve Muamma Gelenekleri
Kars aşıklık geleneği, sadece şiir söylemekten ibaret olmayan; müzik, anlatı ve performansı birleştiren hibrit bir sanat yapısıdır. Bu gelenek içerisindeki icralar, “âşık fasılları” adı verilen ve belirli bir ritüeli takip eden hiyerarşik aşamalardan oluşur. Bir performans genellikle dinleyicilere duyulan saygının ifadesi olan Merhabalaşma ile başlar; ardından geçmiş usta aşıkların yâd edildiği Hatırlatma bölümüne geçilir. Fasılların en geniş ve en çok beceri isteyen kısmı ise, aşıkların karşılıklı hünerlerini sergilediği Tekellüm ve Atışma bölümüdür.
Atışma, en az iki aşığın dinleyici huzurunda karşı karşıya gelerek birbirlerini sözle alt etmeye çalıştıkları sanatsal bir yarışmadır. Atışmanın temelini, şiirin kafiye ve redif yapısını belirleyen kalıp olan “ayak verme” oluşturur. Aşıklar, rakiplerinin verdiği ayak üzerinden aynı vezin ve uyakla, doğaçlama olarak cevap yetiştirmek zorundadır; bu durum hızlı düşünme ve yaratıcılığın zirvesi kabul edilir. Bu süreçte aşıklar, birbirlerini iğnelemek için “taşlama” ve “haşlama” sanatlarına da başvururlar.
Geleneğin teknik olarak en zorlayıcı göstergelerinden biri “Lebdeğmez” (Dudak Değmez) sanatıdır. Aşıklar, dudaklarının arasına dikey bir toplu iğne yerleştirerek; “b, p, m, f, v” gibi dudak ve diş-dudak seslerini hiç kullanmadan şiir söylerler. Bu icra, aşığın olaüstü bir dil hâkimiyetine ve kelime dağarcığına sahip olmasını gerektiren bir “söz hüneridir”. Benzer şekilde, “Muamma Asma ve İndirme” geleneği de geleneğin entelektüel derinliğini temsil eder. Kahvehanenin duvarına asılan manzum bir bilmece olan muammayı çözmek için sadece şiir bilgisi değil; dini, tarihi ve coğrafi geniş bir bilgi birikimi şarttır; bilmeceyi çözen aşık askıyı indirerek rüştünü ispatlar.
Bu sanatsal disiplinler, aşığın sadece bir müzisyen değil, aynı zamanda toplumun önünde kendini sürekli kanıtlaması gereken bir zeka ve maharet ustası olduğunu gösterir.
Kültürel Bir Mektep Olarak Âşık Kahvehaneleri: Geçmişin Sivil Medreseleri
Kars’ta âşıklık geleneğinin kalbinin attığı en önemli mekânlar, tarihsel olarak “âşık kahvehaneleri” olmuştur. Bu mekânlar, sadece çay içilen yerler değil; halkın dinî, tarihî ve edebî ihtiyaçlarını karşılayan, resmî eğitim kurumlarının dışında kalan birer “sivil medrese” işlevi görmüştür. 16. ve 17. yüzyıllarda âşıklık sanatının kırsal alanlardan kent merkezlerine taşınmasıyla birlikte bu kahvehaneler, geleneğin hem icra edildiği hem de denetlendiği birer sosyal laboratuvara dönüşmüştür.
Âşık kahvehanelerinin en hayati rolü, usta-çırak eğitim sistemi üzerindeki merkezî konumudur. Bir çırak, ustasının yanında meclis adabını, binlerce mısralık halk hikâyelerini ve dinleyiciyle iletişim kurma sanatını bizzat bu mekânlarda yaşayarak öğrenir. Kars geleneğinde, on altıdan başlayıp 112 farklı makama kadar yükselen bu disiplinli eğitim süreci, kahvehaneyi bir okul (mektep) haline getirir. Kahvehanelerdeki dinleyici kitlesi ise pasif bir izleyici değil, aksine âşığın performansını geleneğe uygunluk ve kalite açısından ölçen bir “denetleyici mekanizma” dır.
Kars tarihindeki bu mekânsal kültürün zirve noktası, 1971 yılında Murat Çobanoğlu tarafından açılan Çobanoğlu Halk Ozanları Kahvesi’dir. Burası, hem yerel âşıkların toplanma noktası hem de Avrupa’dan gelen turistlerin (özellikle Alman turistlerin) âşıklık sanatını canlı olarak izlediği uluslararası bir merkez olmuştur. Bu kahvehaneler, halk irfanının “ara sözler” vasıtasıyla kuşaktan kuşağa aktarıldığı, toplumsal belleğin sürekli tazelendiği birer hafıza merkezi görevini üstlenmiştir.
Ancak günümüzde, toplumsal yapının değişmesiyle birlikte bu geleneksel mekânlar büyük bir dönüşüm geçirmektedir. Çobanoğlu’nun kahvehanesinin 2000’li yılların başında kapanması, geleneğin mekânsal gücünün zayıfladığının en somut işaretidir. Bugün âşıklık sanatı, geleneksel derinliğini koruyan kahvehanelerden ziyade, daha çok turistik otellerde, restoranlarda ve resmî festivallerde “kültürel bir temsil” biçiminde icra edilmektedir. Bu durum, geleneğin sürdürülebilirliği açısından “kahvehane ruhunun” ve eğitim odaklı projelerin yeniden canlandırılmasını zorunlu kılmaktadır.
Âşık kahvehaneleri, bir çınar ağacının kökleri gibidir; nasıl ki kökler topraktan aldığı suyu dallara ulaştırarak ağacı diri tutuyorsa, kahvehaneler de halk irfanını âşıklar aracılığıyla topluma ulaştırarak kültürel mirasın canlı kalmasını sağlamıştır.
Geleceğe Miras: UNESCO Koruması ve Turistik Doğu Ekspresi ile Yeniden Canlanış
Kars’ın asırlık âşıklık geleneği, günümüzde hem küresel koruma kalkanı altına alınmış hem de modern turizm dinamikleriyle yeni bir çehre kazanmıştır. Türk sözlü kültürünün bu eşsiz mirası, 2009 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydedilerek evrensel bir değer olarak tescillenmiştir. Bu koruma süreci kapsamında, geleneğin en büyük ustalarından Âşık Şeref Taşlıova, 2008 yılında UNESCO ve Kültür Bakanlığı tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” ilan edilerek geleneğin aslına uygun yaşatılmasındaki başarısı ödüllendirilmiştir. Kurumsal düzeyde ise Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kars Belediyesi’nin iş birliğiyle 2011 yılında Âşık Kültür Evi kurulmuş, bu sayede halk hikâyeleri ve ezgilerin dijital arşivlenmesi yolunda önemli adımlar atılmıştır.
Son yıllarda geleneğin görünürlüğünü artıran en önemli unsurlardan biri, Ankara-Kars hattında sefer yapan Turistik Doğu Ekspresi olmuştur. Kış aylarında yoğun ilgi gören tren seferleri, yolcuların Kars Garı’nda âşıklar tarafından karşılanmasıyla adeta bir kültür şölenine dönüşmektedir. Geleneksel olarak âşık kahvehanelerinde icra edilen sanat; bugün turistik otellerde, restoranlarda ve belediye tarafından düzenlenen Uluslararası Âşıklar Bayramı gibi geniş çaplı etkinliklerde kendine yeni varoluş alanları bulmaktadır. Özellikle Azerbaycan, İran, Gürcistan ve Kazakistan gibi ülkelerden gelen ustaların katılımı, bu kadim sanatın uluslararası bir nitelik kazanmasını sağlamıştır.
Ancak bu modern canlanış, beraberinde bazı dönüşümleri de getirmektedir. Geleneğin bir “eğlence unsuru” olarak ticarileştirilmesi ve hikâye anlatıcılığı gibi derinlikli bölümlerin kısaltılarak sadece atışmalara indirgenmesi, bazı araştırmacılar tarafından geleneğin özgünlüğünün zayıflaması olarak eleştirilmektedir. Âşıklık sanatı, köy odalarından ve samimi kahvehane atmosferinden koparak resmî festivallerin bir “kültürel temsili” haline evrilmektedir. Bu noktada geleneğin sürdürülebilirliği için dijitalleşme bir fırsat sunmakta; YouTube ve sosyal medya mecraları üzerinden genç kuşaklara ulaşılarak mekânsal kısıtların aşılması hedeflenmektedir.
Kars âşıklık geleneği, geçmişin köklerinden aldığı güçle modern dünyanın araçlarını kullanarak varlığını sürdürme mücadelesi vermektedir. Bu kadim miras, sadece bir müzik türü değil; bir milletin belleğini, etik değerlerini ve estetik anlayışını geleceğe taşıyan bir kültür köprüsüdür.







Yorum Yok