Kafkas Cephesi’nde Stratejik Vizyon: Enver Paşa ve 93 Harbi’nin İntikamı
Birinci Dünya Savaşı’nın Kafkasya Cephesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun sadece topraklarını savunma çabasını değil, aynı zamanda kaybettiği gücü ve prestiji geri kazanma arzusunun en dramatik sahnelerinden birini teşkil eder. Bu stratejik vizyonun temelinde, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) kaybedilen ve “Elviye-i Selase” olarak adlandırılan Kars, Ardahan ve Batum’u geri alma arzusu yatmaktaydı. Enver Paşa için bu hedef, hem Doğu Anadolu vilayetlerinin savunmasını sağlayan gerçekçi bir nitelik taşıyor hem de 93 Harbi’nin bıraktığı tarihî yarayı kapatmayı amaçlıyordu.
Ancak Paşa’nın vizyonu yalnızca kaybedilen topraklarla sınırlı değildi; o, Rus kuvvetlerini imha ettikten sonra Kafkas halklarını isyana teşvik ederek Orta Asya’daki Türklerle birleşmeyi ve Pan-Türkizm (Turan) idealini gerçekleştirmeyi hedefliyordu. Enver Paşa’nın bu kapsamlı planı, Rusya’nın ekonomik dinamiği olan Bakü petrollerini ele geçirmeyi ve hatta Afganistan üzerinden Hindistan üzerine yürümek gibi, dönemin Alman askerî heyeti başkanı Liman von Sanders tarafından “hayalî” bulunan daha uzak hedefleri de içeriyordu.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan Savaşları sonrası içine düştüğü siyasi yalnızlık ve Anadolu’nun toprak bütünlüğüne yönelik artan tehditler, Enver Paşa’yı Almanya tarafında savaşa girmeye bir anlamda mecbur bırakmıştı. 2 Ağustos 1914’te Almanya ile imzalanan gizli antlaşmanın ardından, Yavuz ve Midilli gemilerinin Rus limanlarını bombalamasıyla başlayan süreç, 2 Kasım 1914’te Rusya’nın savaş ilanıyla Osmanlı Devleti’ni fiilen Cihan Harbi’ne dâhil etti. Enver Paşa’ya göre bu savaş, Rusya’yı parçalayarak Türk dünyası üzerindeki baskısını ebediyen sona erdirme fırsatıydı.
Harekâtın başlangıcındaki bu büyük vizyon, uzun yıllar süren bir kış uykusundan uyanıp, kaybettiği tacını geri almak için fırtınalı bir dağa tırmanmaya çalışan yorgun bir devin hikâyesine benziyordu.
İhata Manevrası: Sarıkamış Harekâtı’nın Askerî Planı ve Kuşatma Stratejisi
Sarıkamış Harekâtı, özü itibarıyla Rus kuvvetlerini kanatlardan çevirerek Sarıkamış’ta kıskaca almayı hedefleyen devasa bir “ihata” (kuşatma) manevrasıdır. Enver Paşa, 19 Aralık 1914’te 3. Ordu Komutanlığı’nı bizzat üzerine aldığında, Hasan İzzet Paşa tarafından hazırlanan bu planı değiştirmeden ordu emri olarak yayımlamıştır. Planın temel stratejisi; düşmanın asıl kuvvetlerini Kars ile olan bağlantısını keserek Aras Vadisi’ne doğru sürmek ve orada imha etmekti.
Harekâtın başarıya ulaşması için kolordular arasında hassas bir görev dağılımı yapılmıştı:
- 11. Kolordu: Sağ kanatta, Aras Vadisi’nde kalarak cepheden gösteri taarruzları yapacak ve Rus ordusunu yerinde oyalayarak kuşatma bölgesinden çekilmelerini engelleyecekti.
- 9. Kolordu: Kuşatmanın ana gövdesini oluşturacak şekilde merkezden Bardız (Gaziler) üzerinden ilerleyerek Rusların geri çekilme hattını kesecekti.
- 10. Kolordu: Sol kanatta Oltu üzerinden dolanacak, Sarıkamış-Kars demiryolunu ele geçirerek kuşatmayı kuzeyden tamamlayacaktı.
Bu planın en kritik unsuru, Rus ordusuna toparlanma fırsatı vermeyecek olan “baskın” tarzındaki taarruzdu. Enver Paşa, Rus ordusunun özellikle çevirme manevralarına karşı hassas olduğunu biliyor ve bu zayıflığı kullanarak kesin sonuç almayı hedefliyordu. Nitekim, bazı komutanların aceleci hareketlerine rağmen 22 Aralık’ta başlayan genel taarruz, Rus komuta heyeti için tam anlamıyla bir baskın olmuş ve başlangıçta büyük bir şaşkınlık yaratmıştır.
Ancak bu dâhiyane plan; engebeli coğrafya, yolların kış şartlarında kapalı olması ve kolordular arasındaki haberleşme kopuklukları gibi lojistik gerçeklerin hesaba katılmaması nedeniyle riskli bir kumara dönüşmüştür. Kuşatma kuvvetlerinin en geç 4-5 gün içinde Rus depolarını ele geçirmesi şarttı; aksi takdirde ordu dondurucu soğukta açlıkla yüz yüze kalacaktı.
Lojistik Çöküş ve Doğa ile Mücadele: “Beyaz Ölüm”ün Perde Arkası
Sarıkamış Harekâtı’nın askerî bir zaferden tarihin en hüzünlü trajedilerinden birine dönüşmesinin temel nedeni, stratejik hayallerin lojistik gerçeklerle çatışmasıdır. Osmanlı ordusu, kışın en şiddetli döneminde, bölgenin engebeli coğrafyası ve dondurucu iklimi karşısında hazırlıksız yakalanmıştır. Harekat başladığında 3. Ordu’nun yiyecek, giyecek ve cephane eksikliği had safhadaydı.
Lojistik çöküşün en kritik kırılma noktası Karadeniz’de yaşandı. 7 Kasım 1914’te, İstanbul’dan 3. Ordu’ya kışlık kıyafet, erzak ve mühimmat taşıyan Bahri Ahmer, Bezm-i Alem ve Midhat Paşa gemileri Rus savaş gemileri tarafından batırıldı.. Bu kayıp, ordunun yerel imkânlarla gideremeyeceği büyük bir mahrumiyet doğurdu. Enver Paşa, askerleri cesaretlendirmek için bu eksikliklerin düşman arazisinden ele geçirilecek ganimetlerle giderileceğini vaat etmiş; ordunun yanına sadece dört günlük kuru ekmek ve zeytinden oluşan kısıtlı bir erzak alınmasını emretmiştir.
Harekâtın simgesi haline gelen “Beyaz Ölüm”, özellikle 10. Kolordu’nun Allahuekber Dağları’nı aşmaya çalışmasıyla zirveye ulaştı. Sıfırın altında 20-25, yer yer 40 dereceye kadar düşen dondurucu soğuklar ve bir metreyi aşan karda yapılan cebri yürüyüşler, askerlerin direncini kırdı. Hafız Hakkı Paşa’nın emriyle 19 saat boyunca fırtına ve tipi altında ilerlemeye çalışan 10. Kolordu, sadece bu intikal sırasında 26 bin kişilik mevcudunun büyük kısmını kaybederek 3.200 kişiye kadar düşmüştür..
Açlık, yorgunluk ve soğukla birleşen lojistik yetersizlikler, ordunun Sarıkamış önlerine ulaştığında taarruz gücünü neredeyse tamamen yitirmesine neden olmuştur. Tarihçiler, Rus ordusunun ateşinden ziyade “Mareşal Kış”ın Türk ordusuna en büyük darbeyi vurduğu konusunda hemfikirdir.
Kader Anı: Komuta Hataları ve Harekâtın Seyrini Değiştiren Kararlar
Sarıkamış Harekâtı, kâğıt üzerinde dâhiyane bir kuşatma planı olarak kurgulanmış olsa da, sahadaki komuta hataları ve kişisel tercihler zafer ihtimalini trajik bir hezimete dönüştürmüştür. Harekâtın seyrini değiştiren en kritik hatalardan ilki, 10. Kolordu Komutanı Albay Hafız Hakkı Bey’in asli plandan sapmasıdır. Hakkı Bey, planda öngörüldüğü üzere Oltu’yu aldıktan sonra doğrudan Bardız’a yönelmesi gerekirken, geri çekilen küçük bir Rus birliğini takip etme hırsıyla rotasını kuzeye, Ardahan istikametine çevirmiştir. Bu karar, kuşatma hattını yaklaşık 100 kilometre genişletmiş ve yorgun Mehmetçiği kış ortasında Allahuekber Dağları’nın en sarp silsilelerini aşmak zorunda bırakmıştır. Bu gecikme, 10. Kolordu’nun Sarıkamış’a planlanandan dört gün geç ulaşmasına ve mevcutlarının üçte ikisini daha düşmanla karşılaşmadan karlar üzerinde bırakmasına neden olmuştur.
Harekâtın bir diğer kırılma noktası 25-26 Aralık gecesi yaşanmıştır. 9. Kolordu birlikleri Sarıkamış’ın ışıklarını görecek kadar kasabaya yaklaşmışken, Enver Paşa ile maiyetindeki komutanlar arasında büyük bir görüş ayrılığı çıkmıştır. Enver Paşa baskın etkisini kaybetmemek için derhal gece taarruzu yapılmasını isterken, Ali İhsan Paşa (İhsan Paşa) askerin çok yorgun olduğunu savunarak taarruzun durdurulmasını teklif etmiştir. Taarruzun durdurulması, o ana kadar yapılan hataların en büyüğü olarak kabul edilir; zira o gece savunmasız olan Sarıkamış, sağlanan bu zaman diliminde Rusların güneyden getirdiği takviye birliklerle tahkim edilmiştir.
Rus tarafında ise tam bir komuta krizi ve panik havası hâkimdi. Türk ordusunun kuşatma manevrasını fark eden Rus komutanlar General Myshlayevski ve Georgiy Berkman, Sarıkamış’ı tahliye edip geri çekilmeyi ciddi şekilde tartışıyorlardı. Ancak Rus Kafkas Ordusu Kurmay Başkanı General Yudenich, “çekilirsek mahvoluruz, direnirsek kazanabiliriz” diyerek komuta heyetini ikna etmiş ve Rus savunmasını yeniden organize ederek savaşın kaderini değiştirmiştir.
Ayrıca, 10. Kolordu Kurmay Başkanı Nasuhi Bey’in Ruslara esir düşmesiyle kuşatma planlarının düşmanın eline geçmesi, harekâtın en büyük kozu olan “baskın” etkisini tamamen ortadan kaldırmıştır.
Stratejik plandan verilen her taviz ve her gecikme, kusursuz işleyen bir saatin çarkları arasına atılan küçük birer kum tanesi gibi, en nihayetinde tüm mekanizmanın durmasına ve ordunun karlar altında erimesine yol açmıştır.
Sarıkamış’ta Şehit Sayısı Gerçekleri: 90 Bin Söylencesi ve Tarihsel Veriler
Sarıkamış denince akla ilk gelen “90 bin şehit” ifadesi, tarihsel bir veriden ziyade bu büyük trajedinin Türk toplumunun kolektif hafızasındaki sembolik karşılığıdır. Harekâta katılan 3. Ordu’nun genel mevcudu Birinci Dünya Savaşı’nın ilk aylarında yaklaşık 118 bin, muharip (fiilen savaşan) asker sayısı ise 70 bin ile 75 bin arasındaydı. Bu rakamlar ışığında, 90 bin askerin tek bir harekâtta şehit düştüğü iddiası, askerî tarihçiler tarafından aritmetik olarak mümkün görülmemektedir.
Rakamlar üzerindeki bu büyük tartışma, harekâta 9. Kolordu Kurmay Başkanı olarak katılan Şerif İlden’in, savaştan sekiz yıl sonra kaleme aldığı hatıratında “90 bin” sayısını kullanmasıyla başlamıştır. Farklı tarihçiler ve komutanlar zayiat konusunda şu verileri sunmaktadır:
- General Ali İhsan Sabis: 78.000 kayıp.
- Şevket Süreyya Aydemir: 80.000 kayıp.
- Ramazan Balcı: 30.000 kayıp.
- Mehmet Niyazi Özdemir: Belgelerdeki toplam ölü sayısının 23.000 olduğunu savunmaktadır.
Rus kaynakları ise Osmanlı ordusunun toplam kaybını (ölen, yaralanan ve esir düşenler dahil) 70 bin ile 80 bin arasında göstermektedir. Harekât bittikten sonra, 1915 yılının Mart ayında karların erimesiyle birlikte Rus birlikleri, Sarıkamış çevresinde yaklaşık 23 bin ile 28 bin Türk askerinin naaşını toplu mezarlara defnettiklerini rapor etmişlerdir.
Önemli bir diğer husus, şehadet nedenleridir. Mehmetçik sadece düşman ateşiyle değil; sıfırın altında 40 dereceye varan dondurucu soğuklar, açlık ve özellikle tifüs gibi salgın hastalıklar nedeniyle büyük zayiat vermiştir. Günümüzde Sarıkamış Dayanışma Grubu gibi yapılar, “90 bin” rakamının yaşanılan facianın büyüklüğünü anlatan kutsal bir simge olduğunu ve patentine tüm Türk halkının sahip olduğunu vurgulamaktadır.
Sarıkamış, bir ordunun düşmana değil, tabiatın amansız şartlarına ve imkânsızlıklara teslim olduğu bir “beyaz hüzün” abidesidir..
Hüzünden Bilince: Sarıkamış’ın Millî Hafızadaki Yeri ve 110. Yıl Mirası
Sarıkamış Harekâtı’nın askerî bir hezimetle sonuçlanması, sadece büyük bir ordunun yok olmasına değil, aynı zamanda Doğu Anadolu’daki Osmanlı vilayetlerinin Rus işgaline uğramasına ve milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine veya göç etmesine neden olan bir felaketler dizisine yol açmıştır. Harekâtın stratejik etkileri dünya savaşına da yön vermiş; Rusların, müttefiklerine Osmanlı’yı paylaşma ve üzerindeki baskıyı hafifletme amacıyla Çanakkale Cephesi’ni açtırmasına zemin hazırlamıştır. Ancak bu “beyaz hüzün”, aynı zamanda bir küllerinden doğuşun da hazırlayıcısıdır; zira Enver Paşa’nın reformlarıyla canlanan ordu içinden yetişen kurmay kadro, ileride Kurtuluş Savaşı’nı kazanacak olan çekirdek kadroyu teşkil etmiştir.
Günümüzde Sarıkamış, artık sadece bir mağlubiyetin değil, vatan sevgisi ve fedakârlığın en saf halinin sembolüdür. Bu miras, her yıl Ocak ayının ilk haftasında düzenlenen etkinliklerle millî bilince dönüştürülmektedir. Harekâtın 110. yıl dönümü olan 2025 yılı başında, “Bu toprakta izin var” sloganı altında binlerce vatandaş, genç ve gazi yakını Sarıkamış’ta bir araya gelmiştir. Ankara’dan kalkan “Sarıkamış Ekspresi” ile bölgeye ulaşan gençler, ecdadın izini sürerek tarihle kucaklaşmıştır.
Anma etkinlikleri kapsamında Sarıkamış Kayak Merkezi’nde yapılan “Kardan Heykeller Sergisi” ve JAK timlerinin meşaleli kayak gösterileri, yaşanan dramın görsel birer anıtı niteliğindedir. En etkileyici sahnelerden biri ise, dondurucu kış şartlarını bizzat hissetmek adına sıfırın altında 10-15 derece soğukta, o dönemin asker kıyafetlerini giyen öğrencilerin tuttuğu temsili saygı nöbetidir. On binlerce kişinin 100 metrelik dev Türk bayrağıyla yaptığı yürüyüş, Sarıkamış ruhunun bugün de dipdiri olduğunu tüm dünyaya göstermektedir.
Sonuç olarak Sarıkamış, bir milletin hafızasında karlar altında sönmüş hayatların değil, o karların içinden fışkıran sarsılmaz bir iman ve kardeşlik iradesinin adıdır.
Sarıkamış’ın hikâyesi, fırtınada sönmüş bir kandil gibi görünse de, aslında o fırtınada sınanan ve sönmeyen bir ateşin, yani bağımsızlık karakterinin karlar altındaki sıcaklığıdır.






Yorum Yok