Belgesel Tadında

Mücevherlerin Efendisi Anadolu Yollarında: Jean-Baptiste Tavernier’nin İzinde

17. yüzyılın en renkli figürlerinden biri olan Jean-Baptiste Tavernier (1605-1689), sadece bir mücevher tüccarı değil, aynı zamanda Doğu ile Batı arasında köprü kuran ve modern kültürel antropolojinin öncülerinden biri olarak kabul edilen bir macera adamıydı. Bir haritacının oğlu olarak dünyaya gelen Tavernier, henüz yirmi iki yaşına gelmeden Avrupa’nın büyük bir kısmını gezmiş ve bu kıtanın temel dillerini öğrenmişti. Ancak onun asıl şöhreti, 1630 ile 1668 yılları arasında kendi imkanlarıyla gerçekleştirdiği ve toplamda 60.000 fersah (yaklaşık 240.000 km) yol kat ettiği altı devasa Doğu seferinden gelir.

Tavernier için Anadolu ve İstanbul, sadece İran ve Hindistan’a giden bir yol değil; ticaretin, jeopolitiğin ve günlük yaşamın en ince detaylarını bir sarraf titizliğiyle kaydettiği stratejik bir duraktı. İlk büyük yolculuğuna 1631 yılının başlarında İstanbul’a ulaşarak başlayan seyyah, burada bir kervanın hareket etmesini beklerken tam on bir ay geçirmiş ve bu süre zarfında Osmanlı dünyasının kapılarını aralamaya başlamıştır. Voltaire tarafından “bir filozoftan ziyade bir tüccar” olarak eleştirilse de Tavernier, geçtiği yolların tozundan sarayların gizli odalarına kadar her şeyi o kadar net görmüş ve yazmıştır ki, eserleri yüzyıllar boyunca seyyahlar ve tüccarlar için vazgeçilmez birer rehber (Baedeker) niteliği taşımıştır.

İstanbul’da 11 Ay: Saray Sırlarını Servet Karşılığı Öğrenmek

Tavernier, ilk büyük Doğu yolculuğuna 1631 yılının başlarında ulaştığı İstanbul’da kervan bekleyerek başladı. Burada tam on bir ay geçiren seyyah, bu uzun bekleme süresini sadece ticaret yaparak değil, Osmanlı Sarayı’nın en gizli köşelerini araştırarak değerlendirdi. Sarayın iç dünyasını, hiyerarşisini ve günlük işleyişini anlattığı meşhur “Nouvelle Relation de l’Intérieur du Sérail” adlı eserindeki bilgilerin çoğunu, bizzat sarayın içinde görev yapmış kişilere borçluydu.

Tavernier bu paha biçilemez bilgileri kimseden bedavaya almamış; saraydan kaçıp Hindistan’a yerleşen Sicilyalı bir renegat (din değiştirmiş kişi) ile 1650-1665 yılları arasında sarayda hizmet etmiş Viyanalı bir Fransız renegatın hatıratlarını oldukça yüksek ücretler karşılığında satın almıştır. Bu “satın alınmış anılar” sayesinde, o dönem Avrupa için tam bir “kapalı kutu” olan saray hayatına dair çarpıcı detayları gün yüzüne çıkarmayı başarmıştır. Hatta Tavernier’nin bu gözlemleri o kadar etkileyiciydi ki, Montesquieu ünlü “İran Mektupları” (Lettres Persanes) adlı eserini yazarken Tavernier’nin notlarından geniş ölçüde faydalanmıştır.

Anadolu Rotası: Tokat’tan Erzurum’a Bir “Baedeker” Rehberi

Tavernier’nin Anadolu rotası genellikle İstanbul, Tokat ve Erzurum üzerinden kervanlarla İran’a uzanıyordu. Onun yazıları, 17. yüzyılın adeta bir seyahat rehberi (Baedeker) niteliğindedir. Örneğin, Erzurum hakkında verdiği bilgilerde bölgedeki suyun ve havanın göz rahatsızlıklarına (oftalmi) neden olabileceği uyarısında bulunmuş ve seyyahların burada mümkün olduğunca kısa süre kalmasını tavsiye etmiştir. Sadece yolları tarif etmekle kalmamış, aynı zamanda tüccarlar için hangi şehirde hangi paranın geçtiğini ve döviz kurlarını bir sarraf titizliğiyle kaydetmiştir.

Siyasi Bir Satranç Tahtası Olarak Anadolu: Bitlis Beyi ve “Büyük Efendi”

Tavernier sadece heybesinde elmaslar taşıyan bir tüccardan ziyade , geçtiği toprakların nabzını tutan keskin bir siyasi analistti. Anadolu’nun doğusuna ulaştığında, bölgedeki karmaşık güç dengelerini bir strateji uzmanı gibi incelemiştir. Seyahatnamelerinde, merkezi otoriteyi temsil eden Osmanlı Sultanı (onun deyimiyle “Büyük Efendi”) ile yerel otoriteler arasındaki hassas dengeyi ustalıkla betimlemiştir.
Bu dengenin en çarpıcı örneğini, Kürt bölgesinde hüküm süren Bitlis Beyi üzerinden anlatır. Tavernier, Bitlis Beyi’nin hem Osmanlı Sultanı hem de İran Şahı arasındaki o dar ve tehlikeli yolda nasıl bir denge politikası yürüttüğünü gözlemlemiştir. Ona göre jeopolitika ile ticaret birbirinden asla ayrılamazdı; bölgedeki en ufak bir siyasi gerginlik veya sınır çatışması, kervan yollarındaki güvenliğin bir anda yok olması ve malların fiyatlarının katlanması anlamına geliyordu.
Hatta Tavernier, seyahatlerinde ticaretin sadece alışverişten ibaret olmadığını, “savaş” ve “ekonomi” arasındaki o amansız bağı bizzat yerinde görmüştür. Macao’dan Bitlis’e kadar uzanan bu geniş coğrafyada, bir tüccarın başarılı olabilmesi için sadece mücevherden anlamasının yetmeyeceğini, aynı zamanda hangi beyin hangi sultana ne kadar sadık olduğunu da bilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Onun bu “jeopolitik tüccar” bakış açısı, Anadolu’nun o dönemdeki siyasi yapısını anlamak isteyen tarihçiler için bugün bile paha biçilemez bir kaynak sunar.

İzmir’de İki Ay ve Valide Sultan’ın İhtişamı

Tavernier, 1664’teki altıncı ve son büyük yolculuğunda geniş bir maiyetle İzmir’e (Smyrna) ulaşmış ve burada Nisan sonundan Haziran başına kadar konaklamıştır. Anadolu’daki bu durağı, onun için hem bir dinlenme hem de Batı Anadolu’nun ticari potansiyelini gözlemleme fırsatı olmuştur. Ancak onun Anadolu hatıralarındaki en görkemli an, 2 Temmuz 1668’de İstanbul’da bulunduğu sırada Valide Sultan’ın (Walida) şehre giriş törenine tanıklık etmesidir. Tavernier bu tür diplomatik ve kraliyet törenlerini tasvir ederken, Osmanlı İmparatorluğu’nun o dönemdeki zenginliğini ve protokole verdiği önemi büyük bir hayranlıkla anlatmıştır.

Paranın İzinde: Sahte Beş Kuruşluklar ve Anadolu Pazarları

Bir tüccar olarak Tavernier için “para”, sadece bir değişim aracı değil, üzerine bilimsel çalışmalar yapılması gereken bir uzmanlık alanıydı. Anadolu ve Doğu pazarlarını istila eden “beş sou” (beş kuruşluk) gümüş paralarla ilgili büyük bir dolandırıcılık vakasını rapor etmiştir. Bazı Fransızların Doğu pazarlarına sürdüğü bu kalitesiz ve sahte paralar hakkında yazdığı teknik rapor, dönemin ekonomik suçları üzerine yazılmış en detaylı belgelerden biridir. Tavernier, hangi şehirde hangi paranın geçtiğini, paraların alaşımlarını ve döviz kurlarını bir sarraf titizliğiyle kaydetmiş, bu notlar yüzyıllar boyu bölgeye gelen Avrupalı tüccarlar için bir el kitabı görevi görmüştür

Belinde Servet Taşıyan Adam: Anadolu Yollarında Güvenlik

Peki, Tavernier Anadolu’nun ıssız kervan yollarında o muazzam servetini nasıl koruyordu? Cevap; akıllıca gizlenmiş bir deri kemer ve ciddi bir güvenlik ekibiydi. Tavernier, paha biçilemez elmaslarını ve mücevherlerini her zaman kıyafetlerinin altına gizlediği özel yapım bir deri kemer içinde taşırdı. Ayrıca soyulma riskine karşı her zaman yanında üç iri yarı uşak (koruma) bulundurmaya özen gösterirdi. Yaklaşık 240.000 kilometre yol kat eden bu yorulmak bilmez seyyah, Anadolu topraklarını defalarca boydan boya geçerek Doğu’nun zenginliklerini Batı dünyasına tanıtmış ve sonunda o meşhur “Mavi Elmas”ı (Hope Diamond) Louis XIV’e sunmayı başarmıştır.

Tavernier’nin Anadolu hatıraları, bir tüccarın pragmatik bakış açısı ile bir kaşifin bitmek bilmeyen merakının Anadolu’nun tozlu yollarında nasıl harmanlandığının en güzel kanıtıdır.

The technical report he wrote about these poor quality and fake coins that some French people put into Eastern markets is one of the most detailed documents written on the economic crimes of the period.
Önceki
Yorum Yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir