1 Mart 1958 tarihi, Türk sivil denizcilik tarihinin en derin kırılma noktası ve Cumhuriyet tarihinin en büyük toplumsal trajedilerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır. 1950’li yılların Türkiyesi’nde Kocaeli, sanayinin ve donanmanın merkezi haline gelmiş olsa da, bölgedeki kara yolu ulaşımı oldukça kısıtlı ve yavaştı. Bu yetersizlik, İzmit Körfezi’ni doğal bir ulaşım koridoru haline getirmiş ve şehir hatları vapurlarını halk için, özellikle de öğrenciler için vazgeçilmez bir yaşam bağı kılmıştı.
Facianın kalpleri en çok sızlatan yönü ise, kurbanların büyük çoğunluğunun henüz hayatının baharındaki lise öğrencileri olmasıydı. O yıllarda Gölcük ve Karamürsel gibi çevre ilçelerde lise bulunmadığı için, yüzlerce genç eğitim hayallerini gerçekleştirmek adına her gün vapurla İzmit’teki okullarına gitmek zorundaydı. 1 Mart Cumartesi günü, okulda yarım gün süren derslerin ardından yüzlerce öğrenci, ceplerinde karneleri ve kalplerinde hafta sonu tatilinin heyecanıyla İzmit İskelesi’ne doğru neşeyle koştu.
Ancak o gün Marmara, hızı saatte 130 kilometreye ulaşan ve gökyüzünü simsiyah bir karanlığa bürüyen korkunç bir lodos fırtınasının pençesindeydi. Kimsenin bilmediği şey ise, iskelede bekleyen 31 yaşındaki yorgun Üsküdar Vapuru’nun, İzmit’in pırıl pırıl çocuklarını evlerine değil, sonsuz bir sessizliğe taşıyacak olan son seferine hazırlanıyor olmasıydı.
1 Mart 1958 Sabahı: Ceplerde Umut, Kalplerde Hafta Sonu Heyecanı
Eğitim İçin Aşılması Gereken Mesafeler: 1950’li yılların Türkiyesi’nde Kocaeli, sanayileşmenin merkezi olsa da altyapı henüz yerel ihtiyaçları tam karşılayamıyordu. Özellikle Gölcük, Karamürsel ve Değirmendere gibi sahil ilçelerinde lise düzeyinde eğitim veren bir kurum bulunmadığı için, bölgenin pırıl pırıl gençleri eğitim hayalleri için her gün İzmit’e gitmek zorundaydı.
Vazgeçilmez Bir Yaşam Bağı: Deniz Yolu: O dönemde bu ilçeleri İzmit’e bağlayan kara yolları oldukça yetersiz, engebeli ve yavaştı. Bu durum, İzmit Körfezi’ni doğal bir ulaşım koridoru haline getirmiş; Şehir Hatları vapurlarını hem ekonomik olması hem de geniş kapasitesi nedeniyle halk ve özellikle öğrenciler için vazgeçilmez bir toplu taşıma aracı kılmıştı.
Cumartesi Yarım Gün Sevinci: 1958 yılında eğitim düzeni Cumartesi günleri yarım gün ders yapılmasını öngörüyordu. 1 Mart Cumartesi günü, saat 12:00 sularında son ders zilinin çalmasıyla birlikte İzmit Lisesi, İzmit Sanat Okulu ve Kız Enstitüsü öğrencileri için hafta sonu tatili başlamış oldu.
İzmit İskelesi’nde Gençlik Enerjisi: Derslerin bitmesiyle birlikte yüzlerce öğrenci, haftanın yorgunluğunu atmak ve ailelerine kavuşmak üzere neşeyle İzmit İskelesi’ne doğru koştu. Gençlerin ceplerinde sadece karneleri veya kitapları değil; geleceğe dair mühendislik, öğretmenlik ve doktorluk hayalleri vardı.
31 Yıllık Yorgun Bir Bekleyiş: İskelede onları bekleyen, 1927 yılında Almanya’da inşa edilmiş olan 72 baca numaralı emektar Üsküdar Vapuru’ydu. 31 yaşındaki bu küçük vapur, metal yorgunluğuna rağmen o gün yaklaşık 600 yolcusuyla (çoğu öğrenci olmak üzere) son seferine hazırlanıyordu.
Lodosun Habercisi Karanlık Gökyüzü: Öğrenciler iskeleye ulaştığında, Marmara’yı teslim alacak olan şiddetli “Lodos” fırtınası etkisini hissettirmeye başlamıştı. Gökyüzü aniden kararırken, saatte hızı 130 kilometreye ulaşacak olan rüzgar, iskeledeki gemiyi hırpalıyor ve halatları zorluyordu.
Kaderi Belirleyen 7 Dakikalık Fark: Kaptan Mehmet Aşçı, fırtınanın şiddeti nedeniyle vapurun iskeleye çarpıp parçalanmasından endişe ediyordu. Bu nedenle, normalde saat 12:30’da kalkması gereken vapur, henüz 12:23’te halatlarını çözerek iskeleden ayrıldı. Bu 7 dakikalık erken hareket, iskeleye yetişmek için koşan onlarca öğrencinin hayatta kalmasını sağlayan hüzünlü bir tesadüfe dönüştü.
Mavi Suların Yorgun Yolcusu: SS Üsküdar ve Lodosun Öfkesi
31 Yıllık Metal Yorgunluğu: Trajedinin merkezindeki SS Üsküdar, 1927 yılında Almanya’nın Elbing şehrinde inşa edilmiş, 33,1 metre uzunluğunda emektar bir vapurdu. 1958 yılına gelindiğinde 31 yaşına basmış olan bu gemi, ciddi bir metal yorgunluğu ve yapısal deformasyon riskiyle karşı karşıyaydı.
Tehlikeli Tasarım: Çelik Gövde ve Ahşap Üst Yapı: Geminin en büyük yapısal zaafiyeti, gövdesinin çelik sacdan, ancak üst yapısının ağırlıklı olarak ahşaptan yapılmış olmasıydı. Bu tasarım, geminin ağırlık merkezinin yukarıda kalmasına neden oluyor; şiddetli rüzgar ve dalga koşullarında geminin dengesini (stabilitesini) korumasını imkansız hale getiriyordu.
Operasyonel Sınırların Ötesinde Bir Fırtına: 1 Mart 1958 günü Marmara, hızı saatte 130 kilometreye ulaşan korkunç bir “Lodos” fırtınasına teslim olmuştu. İzmit Körfezi gibi dar su yollarında rüzgarın sıkışarak hızlanması (venturi etkisi), dalga boylarını hızla yükselterek Üsküdar gibi küçük tonajlı ve yüksek yapılı gemiler için geçilemez bir duvar örmüştü.
Kaptanın Zor Kararı ve 7 Dakikalık Fark: 52 yaşındaki tecrübeli kaptan Mehmet Aşçı, fırtınanın şiddetinden dolayı vapurun iskeleye çarparak parçalanmasından korkuyordu. Bu endişeyle, tarifeli saati olan 12:30’u beklemeden saat 12:23’te halatları çözdü. Bu 7 dakikalık acele, iskeleye koşan onlarca gencin hayatta kalmasını sağlarken, gemideki yaklaşık 600 kişi için sonun başlangıcı oldu.
Göz Göre Göre Gelen Tehlike: Facia yaşanmadan aylar önce, yerel basın ve eski kaptanlar geminin durumu ve aşırı yolcu yükü hakkında uyarılarda bulunmuştu. Hatta “Bizim Şehir” gazetesi, 16 Temmuz 1957’de “Muhtemel bir facianın eşiğindeyiz” manşetiyle yetkilileri uyarmıştı; ancak bu sesler ne yazık ki karşılık bulmadı.
Kapasitesinin Çok Üzerinde Bir Yük: Geminin sertifikalı yolcu kapasitesi 344 kişi olmasına rağmen, o gün gemide 400 ile 600 arasında yolcu olduğu tahmin ediliyordu. Cumartesi yarım gün mesaisi ve öğrenci yoğunluğu, yorgun vapurun üzerindeki yükü trajik bir seviyeye taşımıştı.
Körfez’de Zamanın Durduğu 26 Dakika
Fırtınanın İlk Darbesi: Vapur, İzmit’ten ayrıldıktan kısa bir süre sonra Derince açıklarında, hızı saatte 130 kilometreye ulaşan lodosun en sert darbelerine maruz kaldı.
Komuta Merkezinin Kaybı: Şiddetli rüzgar yükü, vapurun ahşap kaptan köşkünü gövdeden ayırarak kaptan Mehmet Aşçı ile birlikte denize uçurdu.
Kontrolsüz Sürükleniş: Kaptan köşküyle birlikte dümen zinciri de koptu; “beyni” ve “dili” devre dışı kalan yorgun gemi, dev dalgaların arasında tamamen savunmasız kaldı.
Suların İstilası: Dev dalgaların parçaladığı pencerelerden ve motor dairesinden içeri dolan sular, geminin dengesini saniyeler içinde yok etti.
Körfez’in Derinliklerine Veda: Hareketinden sadece 26 dakika sonra, saat 12:53’te Üsküdar Vapuru iskele tarafına yatarak içindeki yüzlerce canla birlikte sulara gömüldü.
Dondurucu Hayat Mücadelesi: Denize dökülen yolcular, Mart ayının 8-10 derecelik dondurucu suyunda hipotermi riskiyle karşı karşıya kalarak amansız bir yaşam mücadelesine başladı
Acının Küllerinden Doğan Miras: Barbaros Hayrettin Lisesi
Üsküdar Faciası, Kocaeli bölgesinin eğitim kaderini kökten değiştiren trajik bir dönüm noktası oldu. Gençlerin eğitim hayalleri uğruna her gün fırtınalı Körfez sularında hayatlarını riske atarak İzmit’e gitmek zorunda kalması, bu büyük acının ardından yetkilileri hızla harekete geçirdi ve bölgedeki eğitim yatırımları yerelleştirildi. Bu sürecin en anlamlı ve kalıcı mirası ise facianın hemen ardından kurulan Gölcük Barbaros Hayrettin Lisesi oldu. Okulun siyah ve sarı renklerden oluşan flaması, o gün tutulan derin yasın ve ardından doğan güneşin umudunu simgeleyerek, kaybedilen pırıl pırıl gençlerin anısını sınıflarda ve koridorlarda yaşatmaya devam etmektedir.
Kalplerde Dinmeyen Sızı: 1 Mart Anma Kültürü
Üsküdar Vapuru faciası, aradan geçen onca yıla rağmen Kocaeli’nin kolektif hafızasından hiç silinmedi ve 1 Mart tarihi bölge halkı için gayri resmi bir yas gününe dönüştü. Her yıl felaketin yıl dönümünde, vapurun battığı saatte İzmit Marina Anıtı önünde toplanan vatandaşlar denize karanfiller bırakarak yitip giden pırıl pırıl fidanları büyük bir vefayla yad etmektedir. Gölcük’teki 1 Mart Faciası Mezarlığı ve şehre dikilen anıtlar, sadece geçmişin acısını değil, aynı zamanda deniz güvenliği ve liyakatin hayati önemini hatırlatan birer meşale gibi durmaya devam ediyor. Körfez’in derinliklerinde kalan bu hüzünlü hikaye, Kocaeli halkının kalbinde asla dinmeyecek bir sızı ve gelecek nesillere bırakılmış ders dolu bir miras olarak yaşamaktadır





Yorum Yok