Erzurum Ulucamii, Türkiye’nin doğusunda yer alan Erzurum şehrinin en eski ve en büyük camilerinden biridir. İnşa tarihi kesin olmamakla birlikte, birçok kaynakta 1179 (Hicri 575) yılında Saltuklu Beyliği döneminde yapıldığı kabul edilmektedir. Bu özelliğiyle Anadolu’daki erken dönem Türk-İslam mimarisinin önemli örneklerinden biri olarak öne çıkar.
Tarihi boyunca sadece bir ibadethane olarak değil, aynı zamanda cephanelik, depo, hastane gibi farklı işlevlerde de kullanılmış olan yapı, Erzurum’un hem dini hem de toplumsal yaşamında merkezi bir rol oynamıştır. Şehrin kalbinde, Cumhuriyet Caddesi üzerinde, Çifte Minareli Medrese’nin hemen batısında konumlanan Ulucami, 850 yılı aşkın bir geçmişe sahiptir.
Erzurum Ulucamii, zaman içinde birçok doğal afet (özellikle depremler) ve insan eliyle yapılan müdahaleler sonucu çeşitli dönemlerde onarım görmüş, yapısal olarak değişikliğe uğramıştır. Buna rağmen cami, özgün kimliğini büyük ölçüde koruyarak günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.
Bugün hâlâ aktif olarak ibadet amacıyla kullanılan Ulucami, mimari yapısı, tarihî kitabeleri ve kültürel önemiyle Erzurum’un simgelerinden biri olarak kabul edilir. Aynı zamanda yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çeken önemli bir turistik ve kültürel miras alanıdır.
Erzurum Ulucami’nin Tarihçesi ve İnşa Süreci
Erzurum Ulucamii’nin inşası, 12. yüzyılda Anadolu’nun ilk Türk beyliklerinden biri olan Saltuklular dönemine uzanır. Günümüzde camiye ait orijinal kitabe mevcut olmasa da, birçok kaynakta yer alan bilgilere göre yapı Hicri 575 / Miladi 1179 yılında Saltuklu Meliki Nasırüddin Muhammed tarafından inşa ettirilmiştir. Bu bilgi, dönemin seyyahlarından H.F.B. Lynch ve Erzurum tarihçisi Mehmet Nusret’in eserlerinde de teyit edilmektedir.
Caminin yapımına dair en eski bilgi, Mehmed Nusret’in “Tarihçe-i Erzurum” adlı eserinde yer alır. Nusret, caminin duvarında yer alan, zamanla yıpranmış bir levhayı incelediğini ve burada şu ibarenin bulunduğunu aktarmaktadır:
“Benna el-mescid el-cami el-melikü’l-âlimü’l-‘âbid Ebü’l-Feth Muhammed – Sene 575”
(Bu camiyi âlim ve âbid Melik Ebü’l-Feth Muhammed, H. 575’te yaptırdı.)
Bu kitabe, sonradan yazıldığı tahmin edilse de kaynakların ortak görüşü, caminin inşa tarihinin 1179 yılı olduğu yönündedir.
Ayrıca Erzurumlu şair Ketencizâde Rüştü, caminin inşa yılına işaret eden bir beyit kaleme almıştır. “Arşa” kelimesinin ebced hesabıyla H. 575 yılını verdiği belirtilmiştir. Bu da şiirsel yolla tarih belirleme geleneğinin bir örneğidir.
Yapının inşa edildiği dönem, Anadolu’da Türk-İslam mimarisinin yeni yeni şekillendiği, yerel malzemelerin kullanıldığı ve fonksiyonelliğin ön planda tutulduğu bir zamana denk gelmektedir. Bu bağlamda Erzurum Ulucamii, Saltukluların şehir merkezine inşa ettikleri ilk büyük cami olma özelliğini de taşır.
Mimari Özellikleri ve Yapısal Dönüşümleri
Erzurum Ulucamii, yığma taş kullanılarak inşa edilmiş, sağlam ve sade mimarisiyle dikkat çeken bir yapıdır. İlk inşa edildiğinde ahşap direkli ve toprak dam örtülü bir cami olduğu, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sindeki betimlemelerden anlaşılmaktadır. Çelebi, camide yaklaşık 200 adet çam direğin bulunduğunu ve yapı planının oldukça geniş olduğunu belirtmiştir.
Zaman içinde geçirdiği onarımlar sonucunda caminin mimarisinde önemli değişiklikler yaşanmıştır. Özellikle XVII. yüzyıldan itibaren, yapı kagir ayaklı ve tonoz örtülü hale getirilmiştir. Günümüzdeki mimari düzenleme bu dönemlerden kalmadır. Cami, plan itibarıyla kuzey-güney doğrultusunda uzanan yedi nefli, kareye yakın dikdörtgen bir formdadır ve bu düzenleme camiyi oldukça ferah ve işlevsel kılar.
Caminin mihrabı ve minberi, geleneksel Selçuklu etkileri taşımakla birlikte farklı onarımlar sırasında bu bölümler de yenilenmiştir. Özellikle mihrap önü kubbesi, farklı dönemlerde zarar görüp onarılmış, 1787 ve 1858 yıllarındaki onarımlar sonucunda bugünkü halini almıştır.
Minare, caminin kuzeybatı köşesinde yer almakta olup, ilk yapımında da mevcut olduğu düşünülmektedir. Ancak minare, geçirdiği depremler sonucu birkaç kez yıkılıp yeniden inşa edilmiştir. Bu nedenle özgün haliyle günümüze ulaşamamıştır.
Mekanın iç düzenlemesi, zaman içinde restorasyon ve fonksiyon değişimleri nedeniyle sadeleştirilmiş, orijinal dekoratif unsurların bir kısmı kaybolmuştur. Fakat tüm bu değişikliklere rağmen yapı, genel plan özellikleri açısından Saltuklu mimarisinin özgün izlerini taşımaya devam etmektedir.
Tarihi Kitabeler ve Yazıtlar Işığında Ulucami
Erzurum Ulucamii’nin tarihine ışık tutan en önemli unsurların başında, farklı dönemlerde yapılan onarımlara ait kitabeler gelir. Her biri caminin geçirdiği dönüşümlere ve mimari müdahalelere dair bilgi sunan bu yazıtlar, yapı tarihinin izini sürmede temel kaynaklardandır.
İlk olarak, 1179 tarihli olduğu düşünülen orijinal kitabe, bugün yerinde bulunmasa da Mehmet Nusret ve H.F.B. Lynch gibi yazarlar tarafından aktarılmıştır. Kitabede, caminin “El-Melik el-Âlim el-Âbid Ebü’l-Feth Muhammed” tarafından yaptırıldığı belirtilir.
Camiye dair en eski onarım kitabesi ise 1629 (Hicri 1039) yılına aittir. Bu kitabe, Hüseyin Paşa tarafından yapılan onarımı belgelendirir ve camiden “Atabek Camii” olarak söz edilir. Aynı zamanda, bu tamir kitabesi şiirsel bir üslupta kaleme alınmış ve dönemin estetik anlayışını da yansıtan bir yazı stiliyle işlenmiştir.
Minarenin alt kısmında yer alan bir diğer kitabe ise, Ahmed Ağa tarafından yapılan onarıma işaret eder. Dört beyitlik bu metin, minarenin tekrar inşa edilişini ve caminin yeniden ihyasını vurgular. Burada da dikkat çekici olan, caminin “bu’l-Feth Camii” olarak anılmasıdır.
Ayrıca, caminin doğu kapısı üzerinde yer alan 1860 tarihli bir başka onarım kitabesi de, İbrahim Edhem Paşa tarafından gerçekleştirilen yenileme faaliyetini belgelemektedir. Bu kitabeler, yalnızca tarihsel veri değil; aynı zamanda yapı üzerindeki isim değişikliklerini, onarım tekniklerini ve dönemin estetik yaklaşımlarını da yansıtmaktadır.
Bu yazıtlar sayesinde, caminin sadece mimari değil, kültürel ve idari tarihine de ışık tutulmakta, hangi dönemlerde kimler tarafından nasıl müdahaleler yapıldığı belgelenmektedir. Ayrıca, kitabelerde kullanılan edebi dil ve kaligrafik hatlar, dönemin sanat zevkine dair önemli ipuçları vermektedir.
Depremler, Onarımlar ve Yapının Geçirdiği Zararlar
Erzurum Ulucamii, 850 yılı aşkın tarihi boyunca çok sayıda doğal afet ve insan eliyle gerçekleşen müdahale sonucu hasar görmüş ve bu hasarların ardından defalarca onarılmıştır. Bu restorasyon süreçleri, caminin mimarisinde belirgin değişimlere yol açmış, bazı bölümler orijinalliğini kaybetmiştir.
Tarihi kayıtlara göre cami, özellikle 17. ve 19. yüzyıllarda meydana gelen depremler nedeniyle ciddi zararlar görmüştür:
-
1843 Depremi: Erzurum’da büyük yıkıma neden olan bu depremde, Ulucami’nin minaresi yıkılmış ve sonrasında yeniden inşa edilmiştir.
-
1852 Depremi: Yaklaşık 7,3 büyüklüğündeki bu depremde caminin yapısı büyük oranda hasar almış, mihrap önü kubbesi çökmüştür.
-
1859 Depremi: 6,1 büyüklüğündeki bu sarsıntı, caminin dört duvarında ve bazı kemerlerde ciddi tahribatlara yol açmıştır.
-
1901 ve 1924 depremleri de yapının çeşitli bölümlerinde yıkıma neden olmuş, özellikle duvarlar ve üst örtüdeki yapısal zayıflıklar bu dönemde ön plana çıkmıştır.
Bu felaketlerin ardından çeşitli tarihlerde onarımlar yapılmıştır:
-
1787 ve 1858 yıllarında mihrap önü kubbesi restore edilmiştir.
-
1826 ve 1860 yıllarında cami nazırları ve paşalar eliyle büyük çaplı yapısal yenilemeler gerçekleştirilmiştir.
-
Ayrıca, 93 Harbi (1877-78) sırasında cami bir dönem hastane olarak kullanılmış, bu da yapının iç mekân organizasyonunda bazı değişikliklere neden olmuştur.
Farklı dönemlerde yapılan bu onarımlarda orijinal yapı tekniklerinden sapılmış, farklı malzeme ve metotlar uygulanmıştır. Bu nedenle günümüzde caminin bazı bölümleri ilk yapıldığı dönemden oldukça farklı bir görünüme sahiptir.
Tüm bu olaylar, Erzurum Ulucamii’nin sadece mimari olarak değil, aynı zamanda toplumsal olaylara bağlı işlevsel dönüşümlere de maruz kaldığını göstermektedir.
Evliya Çelebi ve Diğer Seyyahların Notlarında Ulucami
Erzurum Ulucamii, sadece mimarisi ve tarihiyle değil, aynı zamanda seyahatnamelerde yer alan gözlemler ile de değer kazanan bir yapıdır. Bu konuda en önemli kaynak, 17. yüzyılda Erzurum’da uzun süre kalan Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’dir.
Evliya Çelebi, camiyi şu ifadelerle tanımlar:
“Evvela cümleden kadim Ulucami: Tebriz kapusunun iç yüzünde tarîz-i kadim, toprak örtülü bir minareli, Akçakoyunlu padişahları binasıdır. Tulen ve arzen ikişer yüz adım cami’-i kesirdir. Minberi ve mihrabı tarz-ı kadimdir. İçinde alet-tertib dizilmiş iki yüz aded çam direkler üzre yine çam kirişlerdir…”
Bu detaylı tasvirde, caminin ilk yapımında ahşap direkli olduğu ve üzerinin toprak damla örtülü bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu tanım, caminin bugünkü halinden çok farklı bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Evliya Çelebi’nin verdiği 200 ahşap direk sayısı her ne kadar abartılı görülse de, bu ifade dönemin yapı tarzına dair önemli bir fikir sunar. Benzer ahşap direkli cami örnekleri, Anadolu’nun diğer bölgelerinde de (örneğin Sivrihisar ve Afyon Ulu Camii) görülmektedir.
Evliya Çelebi dışında, İngiliz seyyah H. F. B. Lynch de 19. yüzyılda camiyi ziyaret etmiş ve burada bulunan, günümüzde kaybolmuş olan orijinal kitabenin varlığından bahsetmiştir. Bu, caminin yabancı araştırmacılar nezdinde de dikkat çekici bir yapı olduğunu göstermektedir.
Ayrıca, caminin askeri ve sosyal işlevleri de seyyahların dikkatini çekmiştir. 17. ve 19. yüzyıllarda cami ambar, depo, hastane gibi işlevlerle kullanılmış; bu da onun yalnızca dini değil, aynı zamanda stratejik bir yapı olarak da önem taşıdığını göstermektedir.
Bu anlatımlar sayesinde Ulucami, sadece taşlardan ve sütunlardan oluşan bir yapı olmaktan çıkıp, canlı bir tarihî tanık haline gelir. Seyyahların gözlemleri, yapının geçmişte nasıl algılandığına ve nasıl kullanıldığına dair bize zengin bir perspektif sunar.
Günümüzde Erzurum Ulucami’nin Önemi ve Koruma Çalışmaları
Erzurum Ulucamii, geçmişte olduğu gibi bugün de şehrin dini, tarihi ve kültürel dokusunun merkezinde yer almaktadır. Gerek mimari özellikleri, gerekse barındırdığı tarihsel miras ile yapı, yalnızca bir ibadethane değil; aynı zamanda bir miras alanı ve kültürel sembol olarak değerlendirilmektedir.
Günümüzde cami, Erzurum’un en işlek noktalarından biri olan Cumhuriyet Caddesi üzerinde, Çifte Minareli Medrese‘nin batısında yer almakta ve hem yerli halkın ibadet mekânı hem de turistlerin ilgi odağı olmaya devam etmektedir. Caminin yaklaşık 6000 kişilik kapasitesi, onun şehirdeki merkezi rolünü sürdürdüğünü göstermektedir.
Yapı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkiyetinde olup, Erzurum Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleriyle koruma altına alınmıştır. Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren cami üzerinde sistemli koruma çalışmaları yürütülmekte, yapı hem fiziksel olarak korunmakta hem de belgelenmektedir.
Koruma çalışmaları kapsamında;
-
Yapının özgün planına sadık kalınarak yenilemeler yapılmakta,
-
Kitabeler restore edilip okunabilir hale getirilmekte,
-
Zemin, üst örtü ve iç mekânda malzeme yenilemeleri uygulanmakta,
-
Yapının turistik yönü de göz önünde bulundurularak çevre düzenlemeleri yapılmaktadır.
Tüm bu çalışmalar, Erzurum Ulucamii’nin gelecek kuşaklara aktarılabilir bir kültür mirası olarak yaşatılmasını hedeflemektedir. Aynı zamanda bu yapı, şehirde tarih bilinci ve kimlik algısının canlı tutulmasında da önemli bir rol oynamaktadır.
Sonuç Olarak
Erzurum Ulucamii, 12. yüzyıldan günümüze ulaşan köklü geçmişiyle Anadolu’nun en önemli dini ve kültürel yapılarından biridir. Tarih boyunca geçirdiği depremler, onarımlar ve işlevsel değişikliklere rağmen varlığını sürdüren cami, hem mimarisi hem de taşıdığı tarihsel miras ile Erzurum’un simge yapılarından biri olarak önemini korumaktadır.
Forteliber ile Güçlü ve Özgür kalın…







Yorum Yok